Dienstag, 21. September 2010

"Para Birimleri Dünya Savaşı" başladı

Küresel mali-iktisadi krizin müsebbibi kapitalist ülkelerin ilk zamanlarda arz ettikleri "anca beraber kanca beraber" görüntüsü artık yerini herkesin can derdine düştüğü panik ortamına bırakmakta. Krizin "sıfır noktası" ABD'nın para birimi üzerine kurulu Dünya ekonomisi aktüel aşamada simülasyon ve manipülasyon teknikleri ile "günü kurtarma"dan ileriye gidemezken kapitalizme önder ülkeler arasında gizliden gizliye "Para Birimleri Dünya Savaşı" başlamış durumda.
1930'lu yılların büyük depresyonunda olduğu gibi "söz sahibi devletler" döviz manipülasyonları üzerinden uluslararası piyasalarda üstünlük sağlama peşindeler. Batı'da birçok uzmanın beklentisi kurulacak "kriz sonrası yeni (kapitalist) düzen"de Dollar'ın yerini Altın veya Çin para birimi Yuan'ın alması yönünde. 
Hükümetin histerik "kriz menercerliği"ni şapşal-şaşkın izleyen Alman kamuoyuna "gizli para savaşı"nın başladığını Ass.-Prof. Dr. Daniel Eckert'ın henüz yeni çıkan "Weltkrieg der Währungen" (Para Birimleri Dünya Savaşı) başlıklı kitabıyla ilan edildi.
Yeni kriz ve eski travmalar
Dr. Eckert'e göre mevcut krizde devletlerin ve milletlerin tavırlarını belirleyen tarihi tecrübelerdir. Daha önce yaşanmış benzeri krizler devletlerin ve milletlerin "bilinç altı"nda travmatik izler bırakır. Buna göre  mesela Amerikalıların en büyük korkusu 1929/30 yıllarında patlak veren "büyük depresyon". Dr. Eckert İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmaması ve özellikle ABD'nın zaferi ile neticelenmemesi durumunda bu ekonomik çöküşün (normal şartlarda) 25 yıl süreceğini idda ederken, Amerikalıların bunun farkında olduklarını belirtiyor. "Büyük depresyon" ABD'de özellikle deflasyon şeklinde tecelli  etmişken günümüze kadar Amerikalıların en çok korktukları kelime "deflasyon"dur. Halkın refah düzeyini sarsan bu tarihi tecrübeden dolayı ABD'de tasarruf politikaları bilhassa psikolojik açıdan "düşünülemez". Bundan dolayı ABD'nın  devlet giderlerini "taze para" basarak karşılayacağı ve böylece enflasyonu göze alacağını tahmin ediyor Dr. Eckert. Diğer bir misal ise Almanların "enflasyon fobisi". Almanya yenik çıktığı Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra büyük enflasyonlar yaşadı. Bu "kolektif tecrübeler"in 60-90 yıl geride kalmasına rağmen bugün Alman devlet ricali ekonomik kriz ortamında ne olursa olsun ama herhangi bir enflasyon eğiliminin mutlaka engellenmesine kilitlenmiş vaziyette. Almanların bu travması şöyle veya böyle depreşmesi hükümet yetkilileri tarafınca "sonu belirsiz bir süreçin başlangıçı" olarak ciddiye alınmakta.
Çin'nin "dev savaş kasası"
   
Çin Halk Cumhuriyeti'nin döviz rezervleri 2,5 trilyon Dollar.  Bunların ana payı ABD devlet bonolarında. Bunun böyle olması "Çin ile ABD arasındaki özel iktisadi ilişkilerde". İki taraf birbirini tamamlayan bir sistematik içinde. ABD'nin ifrat haldeki tüketimini ancak Çin'in dev üretim mekanizması karşılıyor.

Batılılara göre bu "dev savaş kasası" büyük tehlike-tehdit. Çünkü Çin parasal açıdan Batı'yı her an teslim alabilir.

Dr. Eckert bu tuhaf ilişkinin stratejik boyutlarına dikkat çekiyor: "Jeopolitik açıdan bu ilişkiden oldukça nazik bir durum doğuyor. Çin ABD'nin en büyük alacaklısı. Bir süper gücün rakib bir güce bu derece bağımlı olması oldukça enderdir. Eğer borçlar ABD'nin eroini ise, Çin Amerika'nın en önemli madde taciridir. Peki, ya esrarkeş aynı zamanda kendine jandarma süsü vererek tacirle başka bir mevzudan dolayı çatışmaya kalkarsa ne olacak?"

Gerçekten Çin'in ABD'yi ve dolayısıyla Batı'yı böylesi "yumuşak" şekilde teslim alabilme imkanına malik olması hayret mevzuu! Herhalde burda Batı'nın" statik güç felsefesi" karşısında Doğu'nun "su keyfiyeti hikmeti"nin üstünlüğü kendini belli ediyor.

Avrupa'da (AB) güç dengelerinin Doğu lehinde kayması endişeyle izleniyor. Asıl dikkat çekmesi gereken ise, Avrupalıların gerçek manada bir karşıt konsept ortaya koyamayışlarıdır. Bu kafasızlık Çin'in "demokrasisiz kapitalizm" uygulamasını taklit etme tekliflerine kadar varmış vaziyette. (Demokrasinin serbest piyasa totaliterizmine ancak kılıf olmakla beraber "halk egemenliği"nin teorik ve reel sınırlarını belli eden yine küresel krizin şiddeti olmuşdur.)

Batı için Çin'in yükselişi "21. Yüzyılın anahtar teması". Batı'nın şu anki şaşkınlığı içinde  - gizliden gizliye - konsansüs arama eğilimleri de yok değil. Özellikle Avrupa'da bu yönde ABD'yi "gözden çıkarma" düşüncesi filizlenmeye başladı. Bu oyunda tüm kozlar Çin'in elinde; Avrupalıları ABD'ye karşı olsun veya tersi şekilde bir konuşlandırma ile olsun - Batı cephesinin yıkılması daha çok Çin'in inisiyatifinde. Tarih Çin'e Batı'dan 19. Yüzyılın rövanşını almak için büyük fırsatı vermiş durumda!

ABD'nın en sadık müttefikleri arasında bile yavaş yavaş gözden düşmesi "büyük paradigma"nın çöküş emarelerinden ancak biri. 

Euro'nun sefaleti veya AB'nin sahte gücü

"Ekonomizm" (ki "bütüncü ideoloji"den çok "aşağı psikoloji" mahiyetindedir) merkezli Batı'nın politik gücü son neticede elbette ekonomik durumuna bağlıdır. Bu açıdan özellikle AB oynamak istediği "global güç" rolünde oldukça cılız kalıyor. AB'nın Avrupa'da olsun, Orta Doğu ve Orta Asya'ya yönelik olsun, son 10 yıl içinde zorladığı yayılma politikası "haddini aşan her şey zıddına döner" hikmetinin bir vesikasıdır. 

AB "yayılma atağı"nın en önemli ayaklarından biri ortak para birimidir. Yalnız "keskin kılıç" olarak tasarlanan bu mali-iktisadi vasıta AB'nın ideolojik ve politik boşluğunu ifşa ederek tam tersine bir etki bıraktı. Euro'nun Avrupalıların kendi ifadeleriyle "Esperanto parası" diye tanımlanması aslında bu boşluğu işaret etmekte. Euro'nun "tutmaması" her şeyden önce AB'nın ideolojik ve politik birlik ifade etmemesinden kaynaklanıyor. 

Bir yandan Almanya-Fransa arasında politik kıskançlık ve açık ekonomik-ticari rekabet diğer yandan İngiltere'nin Anglo-Sakson mayası gereğince ABD'ye bağlanması (İngiltere'nin ortak para birimine baştan itibaren katılmaması "birlik fikri"ne "Atlantik mihveri" kaynaklı açık sabotaj mahiyetindedir), temelde politik kaosun hakim olmasını gerektiriyor. Küresel mali-iktisadi kriz ise bu siyasi iktidarsızlığı açığa çıkaran medyum olmuştur.

Oysa 2002'de resmi olarak tedavüle giren Euro ilk yalpalanmalar sonrası Dollar'a alternatif veya en azından Dollar yanında "eş değer" olma yolunda hayli mesefa almışdı. 2000-2008 yılları arasında Dollar Euro karşısında %50 değer kaybına uğradı. 2008 başlarında Dünya döviz rezervlerinin %26'lık payı Euro üzerinden hesaplanıyordu. 22 Nisan 2008'de ise Euro'nun Dollar karşısında 1,60 kur yapması Avrupalıları kendilerinden oldukça emin etmiş ve Avrupaî sosyal devlet modelinin (sosyal serbest piyasa ekonomisi) Amerikan "kovboy kapitalizmi"den üstün olduğu intibasını yaygın hale getirmişdi. 

Tam bir yıl sonrasında ise manzara tepe taklak olmuş vaziyetteydi! 

ABD'de patlak veren emlak krizi kısa zamanda tüm kapitalist sistemi uçurumun eşiğine getirince bundan "güçlü" Euro'da nasibini aldı.

Borç ve faiz batağına saplanmış birçok AB ülkesinin tetiklediği Euro krizi en son bazı Euro ülkelerini "geçici olarak" ortak para birimi bölgesinden çıkarma düşüncelerine kadar vardı. Neticede hem Euro'yu hem de AB'yi kurtarmak amacıyla 9 Mayıs 2010'da 750 milyar Euro tutarında bir "emniyet şemsiyesi" açıldı. 

AB'nin bu son koşullar içinde nereye varacağı büyük bir soru işareti. 

Altın'ın yükselişi

1999 yılında İngiltere Maliye Bakanı olan Gordon Brown bütçe açıklarını kapatmak için İngiltere'nın asırlarca biriktirmiş olduğu Altın rezervlerinin hatırı sayılır bir kısmını satma fikrini ortaya attı ve birkaç yıl içinde İngiltere 400 ton Altın'ı piyasaya sürdü. O yıllarda Gordon Brown tipi uzmanlar ve ekonomistler arasında ortak kanı "Altın devri"nin "kapandığı" yönündeydi. Altın "modası geçmiş", reel ekonomik değeri olmayan bir nesneydi.

İngiltere bütçesine bu Altın satışlarından dolayı 3,5 milyar Dollar kadar çok cüzi bir "sıcak para" akımı oldu. O yıllarda uluslararası piyasalarda Altın Ons fiyatı 300 Dollar cıvarlarındaydı. 

Aktüel Altın Ons fiyatı 1300 Dollar sınırına dayanmış vaziyette. Gordon Brown'nun "dahiyane" girişimi ile 1999 ve sonraki birkaç yıl içinde satılan Altın'ın mevcut para değeri 13 milyar Dollar kadar. Mevcut mali-iktisadi kriz içinde o yıllarda satılan Altınların bugün Sterling için önemli bir psikolojik dayanak olurdu.

Bundan dolayı Dr. Eckert de kitabında yeni bir döviz sistemi için gerekli emniyet mihrakını klasik şekilde "Altın" olarak işaretliyor.

Haber: DTN


Kaynaklar (Quellen):

Der Weltkrieg der Währungen hat begonnen

Krieg der Währungen  

Kampf der Währungen

Der Euro als Wunderwaffe


NOT: 21 Eylül tarihli haberimizden iki gün sonra çıkan haberlere göre Çin ve ABD arasındaki "Para Birimi Savaşı" yeni bir merhale aldı. New York'taki Birleşmiş Milletler Zirvesi vesilesiyle Çin ve ABD üst düzey hükümet sözcüleri konuyla ilgili açıklamalarda bulundular.

Konuyla ilgili bazı haber kaynakları:

Çin'den ABD'nin yuan baskısına karşı hamle

"New York'ta devam eden Birleşmiş Milletler (BM) Zirvesi görüşmeleri çerçevesinde bugün ABD Başkanı Barack Obama ile görüşecek olan Çin Başbakanı Wen Jiabao, yuanın değerininABD'nin ticaret açığıyla ilgisi bulunmadığını ve siyaset malzemesi haline getirilmemesi gerektiğini söyledi.

(...)

Wen, ortada yuan için büyük oranda değer kazancını gerektirecek bir durum olmadığını ve ABD'nin talep ettiği yükselişin bu ülkede yaşanan işsizlik sorunu çözmeyeceğine değindi. Çin Başbakanı, ABD'li şirketlerin artık emek-yoğun ürünler üretmemesini bunun başlıca nedeni olduğunu ifade etti.

Wen bu konuda Çin'e döviz tarafında uygulanacak yaptırımları eleştiren ABD'li ekonomistlerin görüşlerine benzer ifadeler kullanarak, "ABD'nin, Çin  ile verdiği dış ticaret açığının temel nedeni yuanın değerinden değil, aksine iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım yapısının farkından kaynaklanıyor" dedi.

ABD Temsilciler Meclisi'nde bir komisyonun Çin'e döviz tarafından uygulanacak yaptırımlar için Cuma günü toplanması bekleniyor. Demokratlardan bir yetkili, tüm Temsilciler Meclisi üyelerini tasarının oylanmasına katılacağını belirtti." hurriyet.com

 ABD ile Çin arasındaki 'Kur' savaşı 'sosyal patlama' tartışmasına döndü

"Türkiye'de yetersiz kur müdahaleleri tartışılırken, ABD ile Çin arasında süren hararetli kur tartışmaları istihdam ve sosyal patlama boyutuna taşındı. Çin para birimi yuanın, değerinin çok altında olduğunu savunan ABD yönetimi, Çin'e karşı bir dizi caydırıcı tedbir alma tartışırken, Çin yönetimi yuanın değer kazanmasının ülkede büyük bir sosyal patlama yaratabileceğini savunuyor. Çin Başbakanı Wen Jiabo, yuanın yüzde 20 değer kazanmasının ciddi iş kayıplarına sebep olacağını ve ülkede sosyal dengesizlik yaratacağını belirtti.

Çin'i daha güçlü kur isteyen ABD ile karşı karşıya getiren 'Yuanın değerlenmesi' tartışması iki ülke yönetiminden arta arda gelen açıklamalarla birlikte ekonomik alandaki gerginliği giderek artırıyor. Başbakan Wen, Çin para birimi yuanın yüzde 20-40 değerlenmesine izin verilmesi durumunda şirket iflasları yaşanacağını ve işsizliğin artması ile de sosyal gerginliklerin yaşanacağını dile getirdi. Wen, "Kaç fabrikanın iflas edeceğini, kaç Çinli işçinin işini kaybedeceğini ve kaç tane göçmen işçinin kasabalara döneceğini tahmin edemeyiz" dedi.
 

Wen, böyle durumda Çin'de sosyal ayaklanma olabileceğini savundu. ABD ise Başkan Barack Obama ve Hazine Bakanı Timothy Geithner'ın yuanın değerinin yükseltilmesi konusunda yaptığı baskıya şimdi de Çin mallarına ticari sınırlama ve ek gümrük vergi restini ekliyor."  habernet.com
"Hisse ve altın zamanı mı?" milliyet.com.tr
"USA drängen China zu Aufwertung" NNZ Online
"USA bereiten Handelskrieg gegen China vor" Spiegel Online 

Keine Kommentare: